TEVBE SURESİ-126

Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı?

Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.

KRALİÇE'YE OKUNAN SURE ve BİLİM

NASA'dan iki fotoğraf. Biri aşağıda diğeri link'de. 

Kuran Mucizeleri: Gökyüzündeki Kırmızı Gül: Rosette Nebula 

 

 

 

 

 

“Gök yarılıp, kızarmış bir gül gibi kıpkırmızı olduğu zaman” Rahman-37

http://www.nasa.gov/multimedia/imagegallery/image_feature_741.html

DEĞERLERİMİZ ÇATLIYOR!

Tiffany tarafından düzenlenen ÇATLAK TİŞÖRT yarışmasında finale kalan ilk 30 "eser"

http://www.catlaktshirt.com/30eser.asp

adresinde açıklandı.

 Yarışma şartlarında, güldüren, düşündüren, ORİJİNAL, ÖZGÜN eserler bekledikleri belirtilmişti.

 Orijinal olmayan gönderilerin ise diskalifiye edileceği belirtiliyordu.

 Fakat "eserleri" görünce Tiffany' nin orijinal kavramıyla ne anladığını gördüm.

 Klasik bir Cem Yılmaz esprisi olan

"kırk yıl önce içilen kahvenin hatırı dolmuştur"

bile özgün, orijinal olarak ilk 30' a girmiş.

Ya jüri Cem Yılmaz'ı tanımıyor.

Ya da espriyi gönderen Cem Yılmaz.

 Öte yandan çatlaklık ile ahlaki değerler arasındaki ince çizgi de

sanıyorum "biraz" ihlal edilmiş.

Sokakta birileri bu tişörtlerle dolaşırken muhtemelen giyenlerden çok

onu görmek zorunda kalanların yüzü kızaracak.

 Reklamın iyisi-kötüsü olur mu?

Reklam kısmı oldu!

Ötesi?

Önemli değil zaten...

BEN...

Ben Seni;
Güneşin doğuşunda,
Birde mehtabın batışında sevdim.
Ben Seni;
Zeytin karası gecelerde,
Birde yıldız geçitlerinde sevdim.
Ben Seni;
Gündüzümde hayalimde,
Birde uyanmak istemediğim rüyalarımda sevdim.
Ben Seni;
Rüzgârın ağıtında,
Birde fırtınanın isyanında sevdim.
Ben Seni;
Buğday tarlalarında,
Birde ayçiçeği ovalarında sevdim.
Ben Seni;
Dağların yamaçlarında,
Birde sarp kaya uçlarında sevdim.
Ben Seni;
Kırlangıcın kanat ucunda,
Birde turnanın sılasında sevdim.
Ben Seni;
Denizlerin yakamozunda,
Birde tusunami dalgalarında sevdim.
Ben Seni;
Yağmur damlalarında,
Birde çamurlar arasında sevdim.
Ben Seni;
Kutbun soğuğunda,
Birde Afrika sıcağında sevdim.
Ben Seni;
Dualar arasında,
Birde Allah’a yakarışlarımda sevdim.
Ben Seni;
Çakıl taşlarında,
Birde kum taneleri arasında sevdim.
Ben Seni;
Bir çiğ tanesinde,
Birde yüreğime düşen çığ’da sevdim.
Ben Seni;
Şarkılar arasında,
Birde mısranın ortasında sevdim.
Ben Seni;
Anılar mahzeninde,
Birde yaşamın gerçeğinde sevdim.
Ben Seni;
Çiçek yapraklarında,
Birde sevgi tomurcuklarında sevdim.
Ben Seni;
Kalaylanmış ay’larda,
Birde yol ayrımında sevdim.
Ben Seni;
Karıncalar evden ayrıldığında,
Birde arılar bal yaptığında sevdim.
Ben Seni;
Erikler açtığında;
Birde menevşeler salındığında sevdim.
Ben Seni;
Gelincikler ağladığında,
Birde nilüferler boğulduğunda sevdim.
Ben Seni;
Saatin kalp atışında,
Birde yüreğimdeki nazar boncuğunda sevdim.
Ben Seni;
Kuğuların dansında,
Birde ateşin başında sevdim.
Ben Seni;
Aynalar karşısında,
Birde gözlerim sulandığında sevdim.
Ben Seni;
Telefon karşısında,
Birde kulaklarım çınladığında sevdim.
Ben Seni;
Adını her anışımda,
Birde dünyaya haykırışımda sevdim.
Ben Seni;
Bir sahil kıyısında,
Birde yıldızlar altında sevdim.
Ben Seni;
Notalar arasında,
Birde bizim şarkımızda sevdim.
Ben Seni;
Karlar iz yaptığında,
Birde sular berraklığında sevdim.
Ben Seni;
Yanan mum ışığında,
Birde eriyen kalp ucunda sevdim.
Ben Seni;
Şiirlerimin arasında,
Birde mürekkebimin son damlasında sevdim.
Ben Seni;
Tan ağardığında,
Birde uykularım kaçtığında sevdim.
Ben Seni;
Hayata başladığımda,
Birde kimseyle paylaşmadığımda sevdim.
Ben Seni;
Çamların dal budağında,
Birde adını yazdığım yapraklarında sevdim.
Ben Seni;
Martılar ağladığında,
Birde denizler kabardığında sevdim.
Ben Seni;
Zamanın yol alışında,
Birde bitmeyen hasret kucağında sevdim.
Ben Seni;
Ömrümün baharında,
Birde kelebekler havalandığında sevdim.
Ben Seni;
Limon çiçeklerinde,
Birde kokunu getiren hanımelilerinde sevdim.
Ben Seni;
Kaktüs dikenlerinde,
Birde canımı acıtan ihanetinde sevdim.
Ben Seni;
Kardelen açtığında,
Birde ayrılık bakışlarında sevdim.
Ben Seni;
Karlı dağlar dumanlandığında,
Birde nehirler çağladığında sevdim.
Ben Seni;
Çiçek polenlerinde,
Birde savrulan hoyratımda sevdim.
Ben seni;
Sessiz gemiler yol aldığında,
Birde fener yandığında sevdim.
Ben Seni;
Özlemin sıcaklığında,
Birde teninin buz bağladığında sevdim.
Ben Seni;
Beni düşürüp bıraktığında,
Birde yeniden ayaklandığımda sevdim.
Ben Seni;
Kızıl güller açtığında,
Birde bülbüller yalvardığında sevdim.
Ben Seni;
Her nefes alışımda,
Birde alev alev yanışımda sevdim.
Ben Seni;
Şimşekler çaktığında,
Birde kalbim parçalandığında sevdim.
Ben Seni;
Bakışlarımdan kıskandığım göz ucumda,
Birde gökkuşağı altında sevdim.
Ben Seni;
Rüzgâr oynaştığında,
Söğütler saçlarını saldığında sevdim.
Birde
Ben Seni;
Volkanlar patladığında,
Birde bulutlar ağladığında sevdim.
Ben Seni,
Bir gün batımında,
Birde ayrılığın vurgununda sevdim.
Ben Seni;
Güneşin ufkunda,
Birde yüreğimin ışığında sevdim.
Ben Seni;
Sigaramın dumanında,
Birde ciğerimin yanmasında sevdim.
Ben Seni;
Hem aşımda, hem işimde,
Birde bir yudum suda sevdim.
Ben Seni;
Hem ateşte, hem külümde,
Birde kaderimin yangınında sevdim.
Ben Seni;
Onurumla,
Birde lanet olası gururumla sevdim.
Ben Seni;
Yalanla dolduğunda,
Birde gülü soldurduğunda sevdim.
Ben Seni;
Göçmen kuşlar gittiğinde,
Birde özlem içtiğimde sevdim.
Ben Seni;
Karanlıklar çöktüğünde,
Birde ateşböceğinde sevdim.
Ben Seni;
Huriler içinde,
Birde kanat takmış meleklerde sevdim.
Ben Seni;
Sarı papatyalarda,
Birde dağ laleleri patikasında sevdim.
Ben Seni;
Güzeller arasında,
Birde Sana sunamadığım canımla sevdim.
Ben Seni;
Yazdığım gül yapraklarında,
Birde sakladığım duvar halısında sevdim.
Ben Seni;
Yaşadığım ıssız adada,
Birde kaçıştığım yalnızlığımda sevdim.
Ben Seni;
Güneşimin ışığında,
Birde gözlerim karardığında sevdim.
Ben Seni;
Kalemler bittiğinde,
Birde kâğıtlar tükendiğinde yüreğime yazarak sevdim
Ben Seni;
Aht’ımın ucunda,
Birde ihanet doruğunda sevdim.
Ben Seni;
Leylaklar açtığında,
Birde beyaz güvercinler havalandığında sevdim.
Ben Seni;
Gurbet kuşlarında,
Birde sılaya dönen rüzgârlarda sevdim.
Ben Seni;
Yapraklar sarardığında,
Birde son baharım başladığında sevdim.
Ben Seni;
Bir yüzük aralığında,
Birde gönül bağında sevdim.
Ben Seni;
Gamze yanaklarında,
Birde kahkahalarında sevdim.
Ben Seni;
Güneş gidip ay geldiğinde,
Birde dipsiz kuyulara düştüğünde sevdim.
Ben Seni;
Saçlarım ağardığında,
Birde kaderime karlar yağdığında sevdim.
Ben Seni;
Bir sevgi okyanusunda,
Birde boğuluşumda sevdim.
Ben Seni;
Her nefes alışımda,
Birde alev alev yanışımda sevdim.
Ben Seni;
Kaderimin oyununda,
Birde uçup giden yıllarımda sevdim.
Ben Seni;
Secdemdeki avuçlarımda,
Birde sevgi tapınağımda sevdim.
Ben Seni;
Yüreğimin her atışında,
Birde damarlarımın patlayışında sevdim.
Ben Seni;
Gölgelerin karanlığında,
Birde gölgesiz kaldığımda sevdim.
Ben Seni;
Çöl susuzluğunda,
Birde ebedi sonsuzluğumda sevdim.
Ben Seni;
Hastane koridorlarında,
Birde illetin kucağında sevdim.
Ben Seni;
Yaradan semahında,
Birde toprağın kokusunda sevdim.

Aslında… Ben Seni;
Bir gözyaşımda,
Bir de musalla taşında sevdim.
Ali Fikri Karadeniz

GÜLLÜK GÜLİSTANLIK!

Bir çiftçi Tanrıya seslenerek şöylesine meydan okumuş: "Ey Tanrım, sen Tanrı olabilirsin; dünyayı da sen yarattın. Peki, güzel anladık!.. Ama tarımın a-be-cesini bilemezsin, çünkü çiftçi değilsin. Bir tek patates bile yetiştiremezsin. Uzun sözün kısası Tanrılığına rağmen benden öğrenecek bir şeyin var." Tanrı büyük bir alçak gönüllülükle sormuş: "Bana ne öneriyorsun? Tavsiyen nedir?"



"Bir yıl süreyle beni aksiliklerden koru. Sonunda evrende hiç yoksulluk kalmadığını göreceksin." Tanrı, çiftçiye bir yıl süre tanımış. Çiftçinin koşulları çok ağırmış. Fırtına olmayacak, yağmur yağmayacak, tohumları yiyen böcekler olmayacak, şiddetli rüzgar esmeyecek... Uyumlu, düzenli, sorundan yoksun bir yıl olacak...



Yıl sonunda, başaklar öylesine uzamış ki, çiftçi sevincinden uça yazmış. Güneş istemiş, Tanrı güneşi de emrine pervane etmiş. Yağmur istemiş; anında yağmur yağmış. Kesilmesini istediğinde ise, gökyüzü kurumuş. Ürün bolluğu açısından mucizevî bir yıl yaşanmış. Ne var ki yalnızca nicelik acısından mucizevî... Çiftçi Tanrı´ya kasılarak şunları söylemiş: "Onca bol ürün yetiştirdik ki, insanoğlu on yıl süreyle hiç çalışmasa bile, dünya üzerinde hiç açlık olmayacak bundan böyle.



Fakat mahsul biçildiğinde, ürünlerin kof olduğu anlaşılmış. İçlerinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş...



Çiftçi şaşkın, Tanrıya sormuş: "Ne oldu? Aksilik nerede? Nerde yanıldım?..."

"Çok basit..." diye yanıtlamış Tanrı; "Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm kötülüklerden, güçlüklerden arındırdın mahsulü. Bu nedenle kısır kaldı.



Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar." Meselenin anlamı çok derindir.



Sürekli mutlu... mutlu... mutluysan, mutluluk anlamını yitirir. Beyaz bir duvarın üstüne, bembeyaz bir tebeşirle yazı yazmak yararsızdır. Ne kadar yazsan kimse bir şey okuyamaz.



Gece; gündüz kadar gereklidir. Acı, üzüntü dolu günler; mutluluk, sevinç dolu günler kadar bilinçlenmektir. O zaman sorgu sual biter.



Yaşantının ritmidir çelişki ve ikilemleri kavramak yani yaşantının sırrını çözmektir.

NEDEN HEP SİZ?

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün esaretini toplayarak bir grup tırmanışına katildi.Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına.Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..

Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca.. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. "Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et."

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mi?" diye bağırdı. Branda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:

"Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum.

Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..
ATİLLA İLHAN

NUH'UN GEMİSİ

Bir : Vapuru kaçırmayın.


İki : Hepimizin aynı gemide olduğunu asla unutmayın.


Üç : İleri dönük plan yapın. Nuh gemisini yapmaya başladığında henüz yağmurlar başlamamıştı.


Dört : Her zaman formda olun. 600 yaşına gelseniz bile birileri sizden çok önemli şeyler isteyebilir.


Beş : Eleştirileri dinlemeyin; yapılması gerekiyorsa o işi mutlaka bitirin.

Altı : Geleceğinizi yüksek topraklarda kurun.

Yedi : Güvenlik için çifter çifter seyahat edin.


Sekiz : Hız her zaman avantaj olmayabilir. Çitalar, salyangozlarla aynı gemideydi.


Dokuz : Stres altına girince bir müddet için kendinizi koyverin.


On : Nuh´un gemisi amatörler tarafından yapıldı; Titanik ise profesyoneller tarafından.


Onbir : Allah´a sığındınız mı istediği kadar fırtına olsun, sonunda sizi bekleyen bir gökkuşağı bulursunuz.

BAŞARI...

Yatarak başarıya ulaşan tek yaratık TAVUKTUR!

RİSK!

 The person who risks nothing,

does nothing,

has nothing,

is nothing,

and becomes nothing.

 

He may avoid suffering and sorrow,

but he simply cannot learn

and feel

and change

and grow

and love and live!

Leo F. Buscaglia